Yaşamak, Yüzmek Gibi

Bir korkunun içinden geçmek üzerine

Emre Göbel 18 Eylül 2026 · 4 dk okuma

9/18/20263 min read

Nihan Kaya’nın Yüzmek, Yaşamak ve Olma Arzusu kitabını okuduğumda beni en çok düşündüren şeylerden biri, yaşamayı yüzmeye benzetmesiydi.

Yüzmeyi düşündüğümde aklıma önce kendi çocukluğum geliyor.

Biz ailemle denize gittiğimizde yüzmekten çok korkan bir çocuktum. Çok açılmazdım. Ayağımın yere değdiği yerde yüzerdim. Bir yanım biraz daha gitmek isterdi ama bir yandan da çok korkardım. Beni biraz daha açığa götürdüklerinde, kolluk ya da simit olmadan yüzmemi söylediklerinde hemen huysuzlanır, sinirlenir ve sudan çıkardım.

Şimdi ise bunun tam tersi bir yerdeyim.

Yüzmeyi çok seviyorum. Suda olduğumda kendimi daha sakin ve daha dengede hissediyorum. Saatlerce suda kalabilirim. Dalış yapıyorum; suyun altında gözlüğümü takıp balıkları, otların hareketini izlemek bana inanılmaz huzurlu geliyor. Yani bir zamanlar korktuğum şey, şimdi kendimi en iyi hissettiğim yerlerden biri.

Deniz değişmedi. Su aynı su. Değişen bendim.

Bunu kitabı okurken tekrar düşündüm.

Kaya, insanların aslında yüzmeye dair bir şeyi doğuştan bildiğinden bahsediyor. Biraz üzerine gidildiğinde, motor beceriler geliştikçe herkesin yüzebileceğini söylüyor. Ama benim bu benzetmede aklımda kalan asıl şey yüzmeyi öğrenmekten çok, suyun içinde nasıl davrandığımız oldu.

Çünkü suda çırpınmak bizi her zaman kurtarmıyor. Hatta bazen çırpındıkça daha çok yoruluyor ve dibe doğru gidiyoruz. Bunu hayatla düşündüğümde çok tanıdık geliyor. Bir şey olduğunda daha çok düşünmek, daha çok uğraşmak, daha fazla kontrol etmeye çalışmak…

Bunların hepsini “bir şey yapıyorum” zannediyoruz. Oysa bazen yaptığımız şey sadece çırpınmak olabilir. Belki yaşamak da biraz böyle. Suya karşı sürekli mücadele etmek yerine, suyun içinde kendimizi nasıl taşıyacağımızı öğrenmek gerekiyor.

Ben yüzmeyi çocukken öğrenmedim. Tatillere gide gele, zaman içinde öğrendim. Ve yıllar sonra, çocukken korktuğum o suyun içinde saatlerce kalabilmeye başladım.

Belki hayatta da bazı şeyleri en başından bilmek zorunda değiliz. Bazı şeylerle ilişkimiz zaman içinde değişebiliyor. Bir zamanlar korktuğumuz bir şey, yıllar sonra kendimizi en iyi hissettiğimiz yerlerden biri olabiliyor.

Belki önemli olan suyun değişmesi değil. Bizim suyla ilişkimizin değişmesi

Çünkü su aynı su, dalga aynı dalga. Aynı koşullarda biri yüzebilirken bir başkası boğulabiliyor.

O zaman sorun yalnızca su ya da hayatın getirdikleri olamaz. Belki bizi boğan şey, suyun kendisinden çok, gerçekle kurduğumuz ilişkidir. Hayatı nasıl algıladığımız, başımıza gelen şeylerin karşısında kendimizi nereye koyduğumuz ve kendimizi ne kadar güçsüz ya da ne kadar güvende hissettiğimiz…

Yüzmeyi bilen insanın hiç dalgaya kapılmadığını düşünmüyorum. Hiç korkmadığını, hiç yorulmadığını da düşünmüyorum. Sadece suyun içinde kendisini nasıl taşıyacağını biliyor.

Çocukken benim için güvenli olan yer, ayağımın yere bastığı yerdi. Şimdi ise suyun içinde saatlerce kalabiliyorum.

. Belki insanın yaşam boyunca yaptığı şeylerden biri de güvenli alanının sınırlarını yavaş yavaş genişletmek.

Önce ayağımızın yere değdiği yerde kalıyoruz. Sonra biraz açılıyoruz. Sonra bir gün fark ediyoruz ki suyun içinde de kendimizi taşıyabiliyoruz

Belki yaşam da böyle. Hayat boyunca başımıza gelen her şeyi kontrol edemeyiz. Bazen dalga gelecek, bazen yorulacağız, bazen yönümüzü şaşıracağız.

Ama belki mesele hiç suya düşmemek değil. Suyun ( hayatın) içinde kendimizi nasıl taşıyacağımızı öğrenmek.

Fethiye,2026

phaselis antik kenti,2026

sevgiler,

emre.

Akyaka,2026